|
Bir Yaşam Muhasebesi
ya da
Yeni Yıl: Ne Güzel Bir Yanılsama
Büyük bir coşku ve heyecanla beklediğimiz bir yeni yıla daha girdik. Yeni
yılla birlikte her şeyin değişeceğini, her şeyin gönlümüzce olacağı günlerin
geleceğini umuyoruz. Sanki sihirli bir el bir anda her şeyi
değiştiriverecek. Bir çoğumuz böyle yaşıyoruz bunu; ümitleniyoruz... Neşe,
mutluluk, güzellik ve bolluk bekliyoruz. Umutluyuz...
Başka bir
açıdan baktığımızda ise “yeni yıl” kavramının insan zihninin yaratıcılığına
güzel bir örnek olduğunu görüyoruz: insanoğlu kendi kurguladığı bir şeyi,
kendisini belirleyen bir şeye dönüştürür. Tüm insanların kullandığı önemli
bir ruhsal savunma işlevi görür yeni yıl. Sanki, başka bir gün, büyüsel bir
yönü olan başka günler başlayacaktır. Değişmek için, dünyasının değişmesi
için yeni bir şans tanınmış gibi algılanır. Bunun birçok kez yaşanmış olduğu
unutulur. Fakat bir yanılsama olsa da insan yaşamında önemli bir yer tutar
bu kurgulama. Bir yandan da insanoğlu için yaşamını gözden geçirmek için
büyük bir şanstır.
Gelin, siz de gelen yıl ile ilgili
umutlarınızı bir kenarda tutun ve değişme gücünün yalnız sizin elinizde
olduğunu bilerek geçtiğimiz yıl yaşadıklarınızı dürüstlükle, içtenlikle,
kendinizi kandırmadan gözden geçirin:
Geçip giden 2006’lı
günlerde iyi ki yaşıyorum, yaşamak ne güzel diye haykırdınız mı?
Bir tan vaktinde
yeni doğan güneşin uçsuz bucaksız bir ovaya gülümsemesine katıldınız mı?
Ya yorgun argın bir günde, bir
akşam vakti, denizle buluşan güneşle serinlediniz mi?
Gecenin
karanlığı çökmeden eşsiz lacivert renge bürünen gökyüzünde kayboldunuz mu?
Yıldızların dansına katıldınız mı?
Kır çiçekleri ile
birlikte yaşam coşkusu veren baharı karşıladınız mı?
Gökkuşağının altından geçerken
“adil bir dünya istiyorum” dileğini tuttuğunuzda, sanki öyle oluverecekmiş
gibi sevindiniz mi?
Her şeye rağmen
sizi yalnız bırakmayan dostların engin kollarına kendinizi bıraktınız mı?
Miniminnacık bir kediyle
oynaştınız mı?
Suya düşen bir
arıya yardım elinizi uzattınız mı?
Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğun
coşkusuna katıldınız mı?
Dostluğun sevginin
paylaştıkça arttığını, acının ise paylaştıkça azaldığını gördünüz mü?
O’nu gördüğünüzde yüreğiniz bir
kuş gibi çırpındı mı?
Eski Türk
filmlerini izlerken ağladınız mı?
Kendinize, sevdiklerinize zaman
ayırdınız mı?
Çocuğunuzun sevgi
dolu bakışı, sarılışı size her şeyi unutturdu mu?
Bir şarkı ya da bir türkü alıp
götürdü mü sizi kendi dünyasına?
Reklamda da
olsa birbirine kavuşan iki insan içinizdeki ayrılıkları küllendirdi mi?
Sizi bu dünyaya getirenin anneniz
olduğunu en içten hissetiniz mi?
Hayatın hiç de
sandığınız kadar kolay olmadığını, onun güçlerinin de sınırlı olduğunu görüp
de babanızı affedebildiniz mi?
Bağlılığın en az aşık olmak kadar
güzel bir duygu olduğunu hissetiniz mi?
Her şeyin kazanmak
üzerine kurulu olduğu dünyada rekabet etmenin kaçınılmaz olduğunu, fakat
esas olarak hayatı anlamlı kılanın dayanışma ve paylaşma olduğunu ve
dünyadaki yaşamın dayanışma ve paylaşma üzerine kurulu olduğunu fark ettiniz
mi?
İyilik meleği hayatın anlamının
aslında sıradan gibi görünen yaşantılarda gizli olduğunu kulağınıza
fısıldadı mı?
Yoksa;
Çıkar için kendi doğrularınızı ve
değerlerinizi mi sattınız?
Küçük hesaplarla
mı uğraştınız?
İşinizi ve işinizde yükselmeyi her
şeyin üstünde mi tuttunuz?
Sevdiklerinizi
ihmal mi ettiniz?
Her şeyi ertelediğinizi, bir gün
kendiniz ve sevdikleriniz için ayırabileceğiniz günün kalmayabileceğini
göremediniz mi?
Kendinizi herkesin
üstünde görüp, her şeyin hakkınız olduğunu mu düşündünüz?
Yüzünüz hiç kızarmadan ayaküstü
yalanlar mı söylediniz?
Karnını doyurmak
için çöplerden yiyecek toplayanlar yüreğinizi hiç mi sızlatmadı?
Dilenciye verdiğiniz üç-beş kuruş
ile sosyal sorumluluklarınızdan kurtulduğunuzu mu düşündünüz?
Neyin doğru neyin
yanlış olduğunu bilmenize karşın iyiyi doğruyu yalnız mı bıraktınız?
Korku hayatınızı eline mi geçirdi?
2006’dan dersinizi alabildiyseniz, ne mutlu size:
2007 büyük bir sevinç ve umutla sizi bekliyor.
Erol Özmen
(Bu yazı 05.02.2007 tarihli Medimagazin
Tıbbi Haber Dergisinde yayınlanmıştır) |