|
Mutluluk Üzerine Üç Beş
Söz
Mutluluk üzerine düşünmek, çocuksu bir hayal dünyasına alır götürür
beni. İyilerin kötülerin birbirinden net olarak ayrılabildiği;
iyilerin tümüyle iyi, kötülerin tümüyle kötü; iyilerin, doğruların
eninde sonunda hep kazandığı masallara, eski Türk filmlerine...
Masalların sonlarında rastlanan “gökten üç elma düştü” mutluluğu gelir
aklıma. Hoş bir mutluluk içinde hissederim kendimi: her şey sanki
kendiliğinden ve doğal olarak iyi olacak; sanki birileri sihirli bir
şeyler yapacak, her şey birden değişiverecek ve sonsuzluğa uzanacak.
Oysa gerçek öyle midir? Mutluluk nerededir, nasıl elde edilir, hatta
mutluluk nedir bilinmez. Mutluluk tek başına ne sevinç ne neşe ne de
başarıdır… Belki de en çok taşan bir coşku ve dingin bir iç huzurudur…
Herkese uyan bir mutluluk tanımlanamaz; herkesin mutluluğu kendine
göredir, kendine özgüdür. Mutlu olmak için her şeyi olduğu düşünülen
mutsuz olabilirken, yokluk ve yoksunluk içinde yaşayan bir başkası
mutlu bir hayat sürdürebilir.
Mutluluğun kendiliğinden geleceğini düşünmek
büyük bir yanılgıdır. Mutluluk ancak büyük bir emek harcanarak elde
edilebilir. Fakat ne yapılabileceği konusunda herkese uygun bir
mutluluk reçetesi sunulamaz. Herkes kendini mutsuz hissettiği
zamanlara bakarak, kendisi için birtakım ipuçları bulabilir. Fakat
mutsuzluğu yenmek, mutlu olmanın garantisi değildir. Birçok kişiye
göre daha mutlu olan insanlara bakmak da bazı ipuçları verebilir
insana, fakat aslolan kendine özgü mutluluk kaynakları bulmaktır. Yine
de bu yazıda diğerlerine göre daha mutlu bir yaşam sürdüren insanların
bazı özellikleri verilecektir. Diğer insanlara göre daha mutlu
insanlara baktığınızda şunları görürsünüz: Mutlu insan, güçlü ve
zayıf, iyi ve kötü yönlerini, sınırlarını, neyi yapıp neyi
yapamayacağını bilir; rahatsızlık duymadan bunları kendisinin bir
parçası olarak görür. Kendisini tanır. Kendisini ve diğer insanları
olduğu gibi kabul eder. Başkasını değiştirmek için zorlayıcı bir çaba
içine girmez. Olumsuz, zayıf ve kötü yönleri için kendisine anlayışlı
davranır. Kusursuz olmadığını bilir ve kendini kusursuzmuş gibi
davranmak zorunda hissetmez. Güçlü ve iyi yönlerini, kendini ve
çevresindekileri geliştirmek için cömertçe kullanır.
İsteklerine ve gereksinimlerine sahip
çıkar. Diğer insanları yok saymadan kendi isteklerine sahip çıkar ve
onları gerçekleştirmeye çalışır. Kendi istek ve gereksinimlerinin
bazen gerçekleşemeyeceğini bilir ve elde edemediklerinden dolayı
kimseye düşmanlık hissetmez. Ne öç alma peşine düşer ne de kin tutar.
Hem kendini hem başkasını affedebilir.
Kendisini sever ve kendisine güvenir.
Kendisiyle barışıktır. En az kendisini sevdiği kadar başkalarını da
(kuşku, haset ya da kıskançlık duymadan) sever. Başkalarının kendisini
sevdiği konusunda hiçbir şüphe duymaz. Herkesi sevmek zorunda
olmadığını, kendisini de herkesin sevemeyeceğini kabul eder. Kendi
becerilerine, güçlerine güvenir. İyi bir insan olduğunu, her türlü
iyilik ve ödülü hak ettiğini düşünür. Kendisine yanlış yapma hakkı
tanır. Kendi hatalarına gülebilir. Başarısızlıklarından ve
yaşadıklarından ders almasını bilir.
Sıradan başarılardan bile zevk alır.
Yarışmaktan çekinmez, fakat hayatın yarışmaktan ibaret olmadığını
görür. Kaybettiğinde bunun dünyanın sonu olmadığını bilir,
kazandığında ise bunun keyfini çıkarabilir. Hobileri vardır. Yaşam
onun için işten ya da mesleki başarılardan ibaret değildir.
Arkadaşları vardır ve sürekli arkadaşlıklar kurabilir. Diğer insanları
küçümseme gereksinimi duymaz. Herkesin kendisine göre doğrularının
olacağını bilir. Çevresindekileri olduğu gibi kabul eder ve zorlayıcı
bir değiştirme çabası içine girmez.
Sevdiği işi yapar ya da yaptığı her
işin sevilecek bir yönünü bulur. İşini sanki hobisiymiş gibi yapar.
Yapması gerekenleri gerektiği biçimde yaptığını düşünür. Eşine,
çocuklarına ve sevdiklerine zaman ayırır. Onlarla birlikte olmak
hayatının en keyifli anlarıdır. Doyumlu cinsel yaşamı vardır. Geleceğe
umutla bakar. Geleceği kurmaya çalışır, fakat gelecek için bugünü
ıskalamaz. Mutlu olmayı sürekli başka bahara ertelemez.
Başkalarının düşüncelerini dinler ve
onlara saygı duyar. Her çatışmayı ya da anlaşmazlığı, mutlaka
kazanılması gereken bir meydan savaşına dönüştürmez. Öfkesini
hisseder, fakat öfkesine kapılmaz ve öfkesini denetleyebilir. Mutluluk
onun için ulaşılacak bir hedef değildir. Mutluluğun yaşam içinde,
yaşarken hissedilen bir hazine olduğunu bilir.
Sonu olmayan bu yazının sonunda
hepinize yaşam boyu mutluluklar dilerim.
Erol Özmen
(Bu yazı 04.09.2006 tarihli Medimagazin
Tıbbi Haber Dergisinde yayınlanmıştır) |